benimle ilgili

Fotoğrafım
her dokunuş bir intihar tenimde, dokunmayınız. canımı yakıyor ve kirletiyorsunuz.

15 Ocak 2011 Cumartesi

karşılığı yok

seviyorum çok ama karşılığı yok. böylesini evet daha çok severim ama bazen, küçük bir zaman parçasında baksın, görsün, fark etsin beni istiyorum. an olsun ellerimden tutsun, gidelim.

kır çiçekleri olan bir yer burası. öyle sakin, sessiz ve güzel. kulağımda sesin, gözlerimde gözlerin, ellerin onlar da ellerimi tutuyor. birden kaçıyorum ah mutluluk olur şey değil..

hayal hayal hayal! gerçekle alakası olmayan şeyler düşündüklerim. mutluluk bana uzak, sen bana uzak. uzakta sen. sen ise uzaksın. mutluluk da uzak. o zaman sen mutluluk musun? aptalca düşünce.

ellerini ver. ellerimi al. ellerimi at. ellerini saklayacağım.

14 Ocak 2011 Cuma

dostum hüzün

mutluluk kısa süren bir duygu yanlızca. hayatta hüzünden gerçek bir duygu yok. her şeyin bir sonu olduğu gibi mutluluğunda sonu var. sonsuza kadar mutlu yaşadılar diye biten masallar masal olarak kalacak. ama hayat bir masal değil. gerçek hayatta hiç kimse sonsuza kadar mutlu yaşayamaz. sonsuzluk diye bir şey yok zaten. "her canlı ölümü tadacaktır" sözü böyle düşünen birinden çıkmıştır muhtemelen. insanlar doğar, insanlar bu varoluştan bir mutluluk duyar. insanların yaşama sürecinde mutluluk ve hüzün her zaman vardır. ama bu hayatların hep sonu hüzündür. acıdır. sondur. ölümdür. ölüm hüznü getirir.

aşık olursun. ama hiçbir aşk bitmez değil. bitmez denilen hiçbir aşk bitmez değil. bitince, aşk hayat herhangi bir şey bitince hüznü de beraberinde getirir. mutluluk yaşanır, zamanlıktır. ama içimizde var olan o duygu, bitmeyecek hep geri gelecek olan duygu hüzündür. içimden asla atamayacağım o duygu. yalnız kaldığım zaman gözyaşlarıma eşlik eder, beni asla yalnız bırakmaz. dostum hüzün. herkes gittiğinde hep yanımda olacağını söyleyen herkes gittiğinde gelen, yanımda olan hüzün. nereye gitsem yanımda durur hüzün.

ve yalnızlığım asla bitmez. bütün insanlar arasında hala yalnızım. yalnız olacağım. hüzün, yalnızlık ve ben. ölsem bile içimden atamayacağım dostum.

ve kalbim. o hep kırık. tamir edilemeyecek. tamir edecek bir şey yok. tamir edecek kimse yok. tozlu rafta bir köşeye sıkışmış, orada onu bulabilecek kimse yok. güven yalancıdır. kalbim güvendi ama terk edildi. kırıldı paramparça oldu. kimse yoktu yanımda. hüznüm vardı bir de yalnızlığım. beni teselli etmediler. saçma olurdu zaten. hiç bir söz beni teselli edemezdi. hiç bir terk ediliş sözlerle teselli edilemezdi.

bırakıp giderken sen beni, düşünmeden, yanımda olmazken o yanımdaydı, benimleydi.

dostum hüzün.

sevmiyorum de

bana içinden gelerek seni sevmiyorum de. gerçekleri duymaya ihtiyacım var. "seni seviyorum" deme hayır, duymak istediğim bu değil.

bana sevmediğini söyle, kalbinden geçen bu. üz beni, acıt -canımı- yak. gerçek duygular bunlar. mutsuz olurum diye üzülme. doğduğumuzda da ağladık ya. ağlamak gerçek. ama sen ağlama gerçek. ağlayamazsın zaten sen, sahte.
bana bir kere doğru söyle. çirkinsin de. küçük ellerin, beyaz tenin, saçların çirkin de. gerçeği söyle.

pembe yalanlar acıtıyor.
mış gibi yapmak acıtıyor.
ellerin, ah onlar da mı buradalar?

seviyorum deme, dokunma. sus. sadece git.

ölüm oyunu

o yabancı soguk adam daha yakınımda duruyor şimdi. yüzünü daha iyi görebilmek için dönüyorum ona dogru. yüzü ama bu yüz çok tanıdık. bana istemedigim birini hatırlatıyor bu adam.
adam yok baktıgım yerde ama gölgesi orada. gölge yaklaşıyor giderek ve benim gölgem oluyor. benden bagımsız hareket eden bir gölge.
gölge yaptıgım herşeyi görüyor. seviştigim tüm erkekleri. aldattıgım, bunalttıgım, aglattıgım tüm erkekleri görüyor. ve bu beni korkutuyor. tüm yaptıklarımı bilen herhangi birşey beni korkutuyor. onu öldürmek istiyorum ama nasıl yapabilirim. gölge ölür mü? bunları düşünürken uyuyorum. düşümde gölgeyle sevişiyorum. bogazımı sıkıyor ve beni öyle öpüyorki nefes alamıyorum. ölüyorum evet ölüyorum. kalbim kan pompalamıyor. nefes alamıyorum ve biraz sonra düşünemiyorum.
evet tam zamanında uyandım. gölge başımda bekliyor. elinde bıçak var. artık çok olmaya başladı. korkuyorum. gitmesini istiyorum. o başka birşey yapıyor ve bıçagını kalbime saplıyor. hiç kan akmıyor ve canım acımıyor. başka birşey oluyor. hayatıma girmiş tüm erkekler çıkıyor içimden. tıpkı ruhlar gibi. çıkarlarken hepsi bir parça alıp götürüyor yüregimden.
yok olmaya başladıgımı hissediyorum. normal insanlar gibi ölmek isterdim. belkide normal insanlar gibi yaşamadıgımdan bu garip ölümüm. belkide sadece bana oynanıyor olan bir oyun bu. ölüm oyunu.

13 Ocak 2011 Perşembe

Sıkılıp Ayrılmak Üzerine

—Ben ayrılmak istiyorum.

—Neden?

—Sıkıldım. Sen hiç eskisi gibi değilsin.

Ne kadar kolay insanlar için ayrılmak. Sıkılmak. Aşktan sıkılmak. Bir zamanlar çok sevdiğin, uğrunda ölürüm bile dediğin, her şeyi birlikte yaşadığın; birlikte ağladığın, güldüğün, baktığın, öptüğün insandan sıkılmak. Ne değişiyor. Sevgili aynı sevgilidir. Sana yine sevgiyle bakan, seni gördüğünde heyecanlanan, gülümseyen…

Hep suçu karşımızdakine atarız ya. “artık seninle yapamıyorum.” Oysaki sorunun onunla alakası yoktur. Değişen, sıkılan bizizdir. Ama nedense bunu kabul etmek yerine sürekli karşımızdakinin değiştiğini söyleriz. Kandırırız herkesi. Şöyle oldu böyle oldu. Nedenini sormasalar bile anlatırız. Suçumuzu bastırmak için belki. Bugüne kadar hep güzel yönlerini gördüğümüz sevgilimizin artık hep kötü yönlerini görürüz ya da ona kötü bir şey ekleriz ve böylede anlatırız.

Biri bizi bıraktığında çok üzülür, ağlar, ona bir sürü laf söyleriz. “Beni nasıl bırakır? Hiçbir suçum yok ki. Demek ki çok sevdiği yalanmış” vb… Bunlar gibi birçok düşünce geçer aklımızdan. Hiçbir suçumuz olmadığını düşünürüz. Ağlar sızlar üzülürüz. “Beni hiç düşünmüyor ne haldeyim” deriz. Ama o zaman bile suçu kendimizde aramayız “Acaba neden ayrıldı?” demeyiz. Onun yerine “Hiçbir şey yokken ayrıldı. Sıkılmış.” falan deriz bu seferde soranlara ya da sormayanlara.

Terk edildiğimizde ve terk ettiğimizde genellikle düşüncelerimiz böyle olur. Ve birini “ondan sıkılıp” terk edeceğimiz zaman, terk edildiğimiz zaman yaşadıklarımızı düşünürsek daha adil davranırız ve cevabımız “sıkıldım” olmaz.

Biten Bir İlişkinin Ardından

saat 00:00. bir ilişki daha sona ererken; elinde her zamanki gibi sigarası, kulagına çalınan hafif müzik ve yine makyajı akmış gözleri yaşlanmış halde kalakalmış…

hiç bir ilişkiyi tamamlayamamış. tamamlamak isterken terkedilmiş. terkedilmeyince terk etmiş. hafif depresyonda ama herzaman güleryüzlü. gözleri sana bakıyor sanki ama hayır degil aslında yine başka birşey düşünüyor. geride çok kişi bırakmış umursamamış gitmiş yolunda yürümeye devam etmiş. çok geride bırakılmış çok aldatılmış çok az sevilmiş çok da az sevmiş. kapıyı hızla vurmuş ya da sakince kapamış ama hiç aralık bırakmamış. belki olur belki gelir diye beklememiş. bitince koymuş poşete atmış çöp tenekesine. hiç bi sigarayı bile tamamen içememiş. herşeyi, herşeyi yarım bırakmış yarıda bırakmış sonunu hiç getirmemiş ve bundan da salakça bi keyif almış. bir tek birini çok sevmiş onuda çok üzmüş çok çok üzmüş sevdigi şeylere hep zarar vermiş çünkü onada zarar vermiş en sonunda kendine zarar vermiş. zaten kendine zarar vermek en çok sevdigi şeymiş. ama öyle gözle görülücek zararlar degil. hep içinde derinlerde kimseler görmesin sakın ona üzülmesin diye. çünkü onlar üzülemez anca o isterse üzer. hayatı renkli degilmiş. siyahla grimiş. ama kırmızıda oluyomus o da saçları ve dudaklarıymış. bide utandıgında yanakları..

tatlı yanaklarını öptürmezmiş. kırmızı dudaklarını da. böyle şeyleri sevmezmiş çünkü. ten aşığı değilmiş. ruha aşık olurmuş. gözleri ta derinlere aşık olurmuş. saçına gözüne kaşına bakmazmış. ruhuna bakarmış. hiç bir şeyi aramazmış. elini atınca bulurmuş. bitek aşkı bulamamış. onuda aramak gerekirmiş çünkü. ama aramamış. bi gün elini atıcakmış ve çarpan el zaten onun aşkı olacakmış…